Turgut Özakman’ın Bütün Oyunları 3

Turgut

Bütün Oyunları 3 / Turgut Özakman
Temmuz 2015

Neşriyat: Bilgi Yayınevi
Tab’ Tarihi:Eylül 2013 5. Baskı, ilk tab’ı: 2008

Türk edebiyatının en büyük oyun yazarının bu kitabını çok beğenmedim. Biraz acemice geldi bana oyunlar. Fakat oyunların yazıldığı tarihlere bakınca bu oyunların yazarın henüz kemale ermediği zamanlarda yazdığı oyunlar olduğunu anladım. Buradan yola çıkarak diyebilirim ki Özakman’ın büyük bir oyun yazarı olacağı ilk kaleme aldıklarından belliymiş.

Kitapta sekiz oyun var. Bunlardan Ah Şu Gençler, Karagöz’ün Dönüşü ve Berberde çok başarılı oyunlar. Keşke bunların güzel bir temsili yapılsa da seyretme imkanımız olsa.

Onur Bülbül

“İzin verirseniz sözü toparlayayım. Amacımız ukalalık etmek değildi. Sürç-i lisan ettikse affola. Şakayla karışık hep şunu söylemeye çalıştık: Aramızda dialogu kesmeyelim ve Yunus Emre’nin dediği gibi ‘Sevelim- Sevilelim.’ Derdimiz, dileğimiz bu. Çünkü her derdin devası sevgi.” syf 66. 

Reklamlar

Yıldızların Suya Döküldüğü Türkçe Günlükleri


Yıldızların Suya Döküldüğü Türkçe Günlükleri / Feyza Hepçilingirler
Temmuz 2015

Neşriyat: Everest Yayınları
Tab’ Tarihi: Ağustos 2005

Feyza Hepçilingirler, Nurullah Ataç kadar sevdiğim bir yazar. Türkçe Günlükleri’ni daima bir solukta okurum. Bunu da öyle okudum. Evet, fikirlerimiz bazen zıt düşüyor ama Türkçe hassasiyeti ve güzel lisanı sayesinde bu zıtlıkları görmezden geliyorum. Günlükler o kadar güzel ki onun gibi yazamadığım için Feyza Hanım’ı kıskanıyorum. Ama bu günlüklerden hem çok zevk aldım hem de teknik açıdan çok şey öğrendim.

Kitabın hususen zikretmek istediğim kısmı Çevirinin Kötüsü. Tercüme meselesi dört sayfada bundan daha şümullü ve güzel anlatılamaz.

Günlüklerin devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Onur Bülbül

 

İstanbul’dan Sayfalar

İstanbuldan Sayfalar

İstanbul’dan Sayfalar / İlber Ortaylı
Temmuz 2015

Neşriyat: İletişim Yayınları
Tab’ Tarihi: 2015 13. Baskı, ilk tab’ı: 1986

Hocanın bu kitabından sonra İstanbul’a dair hiçbir umudum kalmadı. 1980’lerde, 90’larda öngördüğü rezaletler maalesef İstanbul’un başına gelmiş. Bundan sonra da geleceği anlaşılıyor. Kitapta Doğu Roma İstanbul’unun anlatıldığı kısımlar ne ise Osmanlı devrinin de bizim için o kadar uzak, o kadar kayıp olacağı hakikatiyle yüzleşmemiz lazım.

Bir kere daha anladım ki İstanbul; medeniyet fakiri, barbar, kasabalı Anadolululara bırakılmaması gereken bir şehir imiş. Artık geçmiş ola.

Onur Bülbül

İhtiyar Balıkçı

İhtiyar Balıkçı / Ernest Hemingway
Haziran 2015

Neşriyat: Varlık Yayınları
Tab’ Tarihi: Haziran 1973 2. Baskı, ilk tab’ı: Eylül 1970
Mütercim: Ülkü Tamer
Aslî İsmi: The Old Man And The Sea
Aslî Tab’ Tarihi: 1952

Birkaç kere başlayıp bıraktığım bu kitabı sonunda okuyabildim. Doğrusu insanı sıkan, yoran bir kitap değil ama nedense daha evvel bir türlü sarmamıştı beni. Varlık yayınlarının güzel baskılarından biri olan bu baskı ise okuttu kendini. Ülkü Tamer hakikaten güzel tercüme etmiş.

Ernest Hemingway’i okurken Steinbeck’in üslubunu seziyorum fakat göremiyorum. Neticede başka bir müellif var karşımızda. Kalemi kuvvetli, tasviri ahenkli bir müellif. Öyle ki “acaba böyle sürüp gidecek mi” dediğimiz noktada vakıa bir anda değişiyor, sürüklüyor. Ama daha uzun, daha girift, daha macera dolu bir roman beklentisi de oluşmuyor değil.

Bir iktibas: Yüksek sesle “Balık da arkadaşım” dedi. “Böyle bir balığı ne gördüm ne de işittim. Ama öldürmek zorundayım onu. İyi ki yıldızları öldürmek zorunda değiliz”. 

Onur BÜLBÜL

Türk Mektupları


Türk Mektupları / Ogier Ghiselin de Busbecq

Haziran 2015

Neşriyat: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Tab’ Tarihi: Ağustos 2014 İstanbul 3. Baskı, ilk tab’ı: Kasım 2005
Mütercim: Derin Türkömer

Kitabın muhtevasından önce mütercimi Derin Türkömer’i zikretmek lazım. Hayatımda okuduğum en iyi tercümelerden biriydi. Bundan sonra Derin Türkömer imzanını gördüğüm her kitabı bî-tereddüt satın alacağım. Sükût-ı hayâle uğramayacağıma eminim.

Busbecq, 1555-1560 tarihleri arasında gezdiği İstanbul’u ve Anadolu’yu anlatıyor. Yaptığı rasatlarda umumiyetle bu toprakları ve Osmanlı Devletini medhederken kendi ülkesini acımasızca tenkit ediyor. Bu tenkitlerin işe yaradığı Avrupa’nın bugün geldiği noktadan belli oluyor. İşin ilginç tarafı ise mezkur tarihlerde Avrupa nasılsa şu anda buralar öyle. Busbecq’in Türkleri anlattığı kısımları okurken de insan “Bunlar hangi Türkler acaba?” diye sormak kendini alamıyor. İşte bir misal:

Onlarda güçlü bir imparatorluğun bütün kaynakları, yıpranmamış bir güç, dövüşte ustalık ve tecrübe, savaş görmüş askerler, zafere alışkanlık, zorluklara tahammül, beraberlik, düzen, disiplin, kanaatkarlık ve tedbir var. Yoksulluk, kişisel israf, zayıf bir güç, maneviyat bozukluğu, tahammülsüzlük, eğitimsizlik ise bizde. Asker itaatsiz. Subaylar para canlısı. Disiplin küçümseniyor. Başıboşluk, umursamazlık, ayyaşlık ve ahlaksızlık yaygın. En kötü olan da şu: düşman zafere alışkın, biz ise yenilgiye. Sonucun ne olacağından şüphe edebilir miyiz?

Onur BÜLBÜL

Yağmur Beklerken

Yağmur Beklerken

Yağmur Beklerken / Tarık Buğra
Mayıs 2015

Neşriyat: İletişim Yayınları
Tab’ Tarihi: 2014 İstanbul 10. Baskı, ilk tab’ı: 1981

Serbest Fırka denemesinin yapıldığı sancılı yılları bundan daha edebî nasıl anlatılır bilmiyorum. Daha doğrusu Serbest Fırka denemesi daha edebî nasıl anlatılır bilmiyorum.

Kitapta insana acı veren bir vaziyet, bir hakikat var. O da tek parti yıllarından bugüne cemiyet hayatında ve devlet zihniyetinde hiçbir şeyin değişmemiş olmasıdır. Anadolu o yıllardaki kadar kindar, hizipçi ve cahil; devlet o yıllardaki kadar gaddar, zalim ve muhaddit (kısıtlayıcı).

Onur BÜLBÜL

Germinal

Germinal ön          Germinal arka

Germinal / Emile ZOLA
Mayıs 2015

Neşriyat: Yordam Kitap
Tab’ tarihi: Mayıs 2014

Açlık, sefalet, fakirlik ve bunların getirdiği; acımasızlık, ahlaksızlık ve utanç… İşte bu ağır hakikatler maden işçilerinin çetin hayatları üzerinden anlatılıyor.

Kitabın can alıcı noktası bence her şeyin çözülmeye başladığı yedinci kısımdı. Bütün adaletsizliği anlatan şu paragraf da her şeyin hülasası gibi:

“-Ne yaparsın? Senin tek hatan, Montsou milyonluk hisse senedini Vandame’a yatırman oldu. Kendini korkunç sıkıntıya soktun, milyonun da, o köle gibi çalıştığın işte eridi; oysa çekmecemden kımıldamayan benim hisse senedim, hiçbir iş görmediğim halde beni gül gibi geçindiriyor, torunlarımın çocuklarını da öylece geçindirecek.”

Onur BÜLBÜL