Aylık arşivler: Haziran 2015

İhtiyar Balıkçı

İhtiyar Balıkçı / Ernest Hemingway
Haziran 2015

Neşriyat: Varlık Yayınları
Tab’ Tarihi: Haziran 1973 2. Baskı, ilk tab’ı: Eylül 1970
Mütercim: Ülkü Tamer
Aslî İsmi: The Old Man And The Sea
Aslî Tab’ Tarihi: 1952

Birkaç kere başlayıp bıraktığım bu kitabı sonunda okuyabildim. Doğrusu insanı sıkan, yoran bir kitap değil ama nedense daha evvel bir türlü sarmamıştı beni. Varlık yayınlarının güzel baskılarından biri olan bu baskı ise okuttu kendini. Ülkü Tamer hakikaten güzel tercüme etmiş.

Ernest Hemingway’i okurken Steinbeck’in üslubunu seziyorum fakat göremiyorum. Neticede başka bir müellif var karşımızda. Kalemi kuvvetli, tasviri ahenkli bir müellif. Öyle ki “acaba böyle sürüp gidecek mi” dediğimiz noktada vakıa bir anda değişiyor, sürüklüyor. Ama daha uzun, daha girift, daha macera dolu bir roman beklentisi de oluşmuyor değil.

Bir iktibas: Yüksek sesle “Balık da arkadaşım” dedi. “Böyle bir balığı ne gördüm ne de işittim. Ama öldürmek zorundayım onu. İyi ki yıldızları öldürmek zorunda değiliz”. 

Onur BÜLBÜL

Reklamlar

Türk Mektupları


Türk Mektupları / Ogier Ghiselin de Busbecq

Haziran 2015

Neşriyat: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Tab’ Tarihi: Ağustos 2014 İstanbul 3. Baskı, ilk tab’ı: Kasım 2005
Mütercim: Derin Türkömer

Kitabın muhtevasından önce mütercimi Derin Türkömer’i zikretmek lazım. Hayatımda okuduğum en iyi tercümelerden biriydi. Bundan sonra Derin Türkömer imzanını gördüğüm her kitabı bî-tereddüt satın alacağım. Sükût-ı hayâle uğramayacağıma eminim.

Busbecq, 1555-1560 tarihleri arasında gezdiği İstanbul’u ve Anadolu’yu anlatıyor. Yaptığı rasatlarda umumiyetle bu toprakları ve Osmanlı Devletini medhederken kendi ülkesini acımasızca tenkit ediyor. Bu tenkitlerin işe yaradığı Avrupa’nın bugün geldiği noktadan belli oluyor. İşin ilginç tarafı ise mezkur tarihlerde Avrupa nasılsa şu anda buralar öyle. Busbecq’in Türkleri anlattığı kısımları okurken de insan “Bunlar hangi Türkler acaba?” diye sormak kendini alamıyor. İşte bir misal:

Onlarda güçlü bir imparatorluğun bütün kaynakları, yıpranmamış bir güç, dövüşte ustalık ve tecrübe, savaş görmüş askerler, zafere alışkanlık, zorluklara tahammül, beraberlik, düzen, disiplin, kanaatkarlık ve tedbir var. Yoksulluk, kişisel israf, zayıf bir güç, maneviyat bozukluğu, tahammülsüzlük, eğitimsizlik ise bizde. Asker itaatsiz. Subaylar para canlısı. Disiplin küçümseniyor. Başıboşluk, umursamazlık, ayyaşlık ve ahlaksızlık yaygın. En kötü olan da şu: düşman zafere alışkın, biz ise yenilgiye. Sonucun ne olacağından şüphe edebilir miyiz?

Onur BÜLBÜL